-
Namık Budak
Tarih: 07-08-2025 17:59:00
Güncelleme: 07-08-2025 18:32:00
Saat 07.00 gibi ayaktayız. Bir taraftan çadırları topluyor, diğer taraftan kahvaltı hazırlıkları yaparken insanoğlunun rahat ulaşabildiği bu mekânı (Mergan Yaylası) kendi kirimizden arındırma derdine düşüyoruz. Etraftaki çöp dünden dikkatimizi çekmişti. Sabah bir mıntıka temizliği şart demiştik. Nuri ile rehberimiz Hacı Tansu, yanlarına Naim ve İlker’i de katarak bir ekip oluşturdu; çöp toplama kampanyası başlatıldı. (Hakkâri’deki yerel medyada “Koza Dağcılık” çevre temizliğiyle haber oldu) Diğer taraftan ekipten Nil Hocamız (eşim olur kendisi, Karadenizliliğin hakkını burada da veriyor) bir yöresel tadı kahvaltıya hazırlıyor: Muhlama. Yani aynı anda iki iş yapabiliyoruz. (Bazı otoritelere göre yürürken sakız bile çiğneyebiliyoruz ekip olarak)

Temizlik yarım saate bitmişti ve bu arada muhteşem kahvaltı da yeryüzü sofrası olarak önümüzdeydi. Dağ başında muhlamalı kahvaltı, bu ne lüks! Ee, dedik ya biz “sonradan gurmeyiz(!),” sündüre sündüre götürüyoruz tereyağında kavrulmuş mısır unlu peyniri. Kahvaltı sonrası çadır, kamp, malzemeler tekrar araca yükleniyor ve 09.30 gibi yola koyuluyoruz. Dün geç yola çıkabildiğimiz için bugünkü dönüşe bıraktığımız birkaç ziyaret var önümüzde.
Yol üzerinde üzüm bağlarında kısa molalar veriyoruz, geçmişte şarap yapımında kullanılan buralar, şimdilerde çok bakımsız, terk edilmiş adeta. Yol boyu Mıdebir kalesi, Nasturi köyü kalıntılarını görüyor, dağ başındaki Mar Salita Dağ Kilisesine el sallıyoruz. Van Hakkari yoluna bağlanıp dümeni Çukurca’ya kırıyoruz. Yol, Zap Vadisi’nde ilerliyor. “Buralarda terör olayları çoktu,” diyor rehberimiz, sarp dağlar, kayalıklar, geçit vermeyen doğa, buralarda “insan takibi imkânsızdır,” diye bağırıyor. Zap Suyu’nun kenarında küçük bir çay bahçesinde mola veriyoruz, nefeslenmek için; ama o da ne? Dışarısı cehennem… Serince bir gölgeye sığınıp soğuk bir şeyler içiyor ve bir an önce burayı terk etme telaşına düşüyoruz. Ne sıcak ama!
.jpg)
Çukurca’ya doğru alçaldıkça etraf yeşilleniyor, üzüm bağları, çeltik, susam tarlalarını görüyoruz etrafımızda. İlçe merkezinde rakım 1500’leri gösteriyor. (Görüp göreceğimiz en düşük rakım) Irak sınırındayız. Rehberimiz güneydeki tepeleri gösteriyor, “Aha da Irak.” Şehir merkezindeyiz: Çukurca Kalesi ben buradayım, diyor ve onun hemen eteklerindeki eskice evlerin tarihteki ilk kat mülkiyeti olan binalar olduğunu öğreniyoruz. Bu evlerden örnek birini geziyoruz. Aslına uygun ayağa kaldırılıp ziyarete açılmış. Küçük bir müze ev burası. Etnografik bilgilenmeden sonra yörede yaygın olan “dengbej” kültürünü tanıyoruz, bir dengbej evini ziyaret ediyoruz. Yazılı edebiyat öncesi, yaşamın, anlatılması gerekenlerin, iletilerin bir yerden başka yere aktarılmasındaki önemiyle yerinde bilgileniyoruz. Aklıma Yaşar Kemal geliyor, bu kültürü ilk ondan duymuştum.
Kale arkasına dolanıp tepeden, hakim bir yerden, tüm manzarayı alacak şekilde grup fotoğraflarımızı çekip merkezdeki tek cafede birer kahve höpürdetiyoruz, bol köpüklü. Vakit ilerledi, akşam olmadan tekrar Hakkâri’ye dönmek, kamp hazırlıklarına girişmek gerek. O vakit yola koyulma zamanı. Doluşuyoruz aracımıza, yol boyu şekerleme bedava.
Hakkâri’ye varmadan, Zap Vadi’zine, şehir merkezine hakim bir tepede durup burada da fotolar, selfiler çekiyoruz. Akşamüstü 18.00 gibi şehir merkezinden biraz yukarılardaki bir tesisin bahçesine kamp atıyoruz. Meyve ağaçları içinde şirin bir yer burası. Akşam yemeğimizi de tesisten halletmek ödül geliyor bize. Millet Namık Budak’ın makarnalarından bıkmış. (laf aramızda ben de) Yöresel bir başka tatla tanışıyoruz burada: Doğaba. Yoğurtlu sulu köfte formatında bir yemek. Tavsiye edilir mi? Hayır. Porsiyon küçük geliyor bana, ciğer şişle sağlamlaştırıyorum öğünümü, rakı da eşlik ediyor bizlere, hakkını veriyoruz haliyle.
.jpg)
Sonrası mı? Artık sizlerin de malumu… Kamp ateşi tesisten ama şarkılar, türküler, halaylar bizden. Erik dalının gevrekliğinden girdik, bahçe duvarından aştık. Kürtçe ezgiler eşliğinde halayın kaşını gözünü de yardık. Ben saat 22.00 gibi çadıra çekildim, arkadaşlar makamı biraz daha uzattılar. Malum gün bize lazım, erken kalkılıp çadır toplanacak, kahvaltı ve yola koyulma.
Bu arada hap gibi bir bilgi de sıkıştıralım. Övünmek gibi olmasın Bursa Koza Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü, etkinlik planlarını böyle yapar: Yormadan, hırpalamadan, dağ, doğa yürüyüşlerini kültürel ziyaretler, bilgilenmelerle –iki ters, bir düz- oya gibi işler.
Ama yarın zor bir gün de bizi bekler, hatta zor iki gün: Zirve kampı ve zirve faaliyeti.
Nihai hedefimiz mutluluksa, ne zaman daha mutlu oluruz…
Bir vatana sahibi olmanın yolunun; o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmekten, doğmuş uygarlıkları tanımaktan geçtiğini anladığımız zaman.
.jpg)

.jpg)

Namık Budak
namikbudak@gmail.com