beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

COP’lar ve ETS çözüm üretemedi, iklim çöküşte

İnsan kaynaklı iklim krizine karşı gereken yapılmadığı için iklim çöküşe geçti. Sözde bu çöküşü durduracak dünya devletleri, Brezilya’da bu yıl 30’uncusu düzenlenen BM COP30 iklim görüşmelerinde bir kez daha havanda su dövdü. Kömürden çıkış takvimi, ormanların korunması gibi iklim krizine karşı mücadelede olmazsa olmaz, temel konuların yer almadığı bir sonuç metnine imza attılar.

Kömürcülerle yan yana
COP30’a katılan her 29 kişiden biri fosil (kömür, petrol, doğalgaz) yakıt temsilcisi olduğu açıklandı. Bunların dışında bazı gelişmiş ülkeler dahil bir çok ülkenin resmi delegasyonunda, çok sayıda fosil yakıt şirketleriyle bağlantılı kişiler olduğu ortaya çıktı. Sergilenen bu ihanete karşı COP’larda toplantılarına katılan hükümet temsilcileri, “İklim krizinin asıl sorumlularını, neden toplantılarımıza alıyoruz?” deme cesaretini bile gösteremediler.

COP31 ve Türkiye’de alternatif zirve
İklim çöküşünde her yıl bir öncekinden daha kötüyü yaşanırken, COP31 2026’da iklimi baltalayan politikalarıyla bilinen Türkiye’de düzenleneceğinin açıklanması, dünya devletlerinin umursamaz tavını bir kez daha ortaya koydu. Biz ekolojistler COP31’e karşı alternatifleri ortaya koymak istiyoruz. Bunun için yoğun bir çalışma içinde olacağız.

BM İklim Konseyi kurulmalı
Bir önceki makalede, COP görüşmelerinde bağlayıcılığı olmayan konferanslar yerine, neden yaptırım gücü yüksek, Konsey olarak yürütülmediği sorusu vardı. BM Güvenlik Konseyi kararları tüm dünya ülkeleri için yaptırım gücü olan bağlayıcılığa sahiptir. Kararlarını %60 çoğunlukla alır. Oysa COP’larda her ülkenin onayını gerektiren, böylelikle içeriğin zayıflatıldığı sonuç metnine imza atılır.

Büyük bir güvenlik sorunu durumuna gelen iklim çöküşü, COP konferansları yerine demokratik katılım, vetosuz oy hakkı ile oluşturulacak BM İklim Konseyi toplantıları şeklinde yürütülseydi, çözüme yönelik tüm ülkeler için yaptırıcı, uygulaması zorunlu kararlar alınabilirdi.

BM iklim toplantılarını yaptırıcı kararlar alabilen Konsey olarak yürütülmesini önerimi biraz daha geliştirmek için BM Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) örnek verebiliriz. Bu kurum ülkelerin atom çalışmalarını ve nükleer santrallerini denetleyebilen ve sorunları BM Güvenlik Konseyine bildiren bir yapısı var.

 

UAEK’e benzer, Uluslararası Emisyon Kurumu kurulabilir ve her yıl her ülkede etkin denetimler yapılarak, oluşturulacak BM İklim Konseyi’ne rapor sunabilir. Konsey bu raporlara göre sorumluluklarını yerine getirmeyen ülkelere ekonomik yaptırım uygulayarak yaptırıcı kararlar alabilir.

 

ETS ile yozlaştırılan protokoller
Brezilya’da sona eren COP30’da bu kadar alt içerikte değil, beklenti düzeyinde sonuç metni kabul edilseydi bile çarpıcı eleştirilerimiz olacaktı. Bu eleştirilerin temelinde, iklimi iyileştiren katkısı olmayan ya da çok yetersiz kalan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) adıyla bilinen karbon ticareti yatıyor. Yaratılan bu sistemde şirketlerin ve dolayısıyla ülkelerin karbon salımı, ölçüm ve doğrulama aşamalarında bilinçli yanlış hesaplamalarla hatalı sonuçlar üretilmesine aracılık ediyor.

Karbon denkleştirme mekanizmaları, sergilenen oyunun temelini oluşturuyor. BM COP toplantılarında şimdiye kadar 2 protokol imzalandı. Bunlar, 1997’de imzalanıp 2005’te yürürlüğe giren Kyoto ve 2015 Paris İklim Protokolleridir. Her ikisi de ülkelerin gönüllü katılımına, gönüllü uygulamasına açıktı. Her ikisi de ETS denen karbon ticaretiyle yozlaştırılarak amacından uzaklaştırıldı.

 

Kirlettiğim kanıtlanırsa öderim
“Kirleten öder” ilkesi “kirlettiğim kanıtlanırsa öderim” dönüştüğü sinsi bir yaklaşımla çalışan ETS’de,  belirli bir dönem için şirketlerin CO2 emisyon hedefleri belirlenir. Dönem sonunda şirketlerin ürettiği emisyon, sözde emisyon azaltıcı yatırımlarla tahsis edilenin altında hesaplanırsa şirket, bunu karbon piyasalarında satışa çıkarır. Tam tersi emisyon izninin üzerine çıkan şirketler, oluşan karbon piyasasında aşan miktar için karbon sertifikası satın alarak kendi karbon denkliğini oluşturur. Maliyet fiyatlara, dolayısıyla son kullanıcı halka yansır.

 

İşte tam da bu aşamada, karbon piyasaları hesaplama yöntemlerinde belirsizlikler, güvensiz ve yetersiz doğrulayıcılarla CO2 emisyon azaltımı olduğundan fazla gösterildiği bir balon oluşur. Bu balon hesaplanan emisyonu hatalı biçimde azalıyor gösterir. Böylelikle gerçekte havada CO2 arttığı halde kağıt üstünde şirketlerin, ülkelerin CO2 azaltım hedeflerine uyulduğu yalanı resmileşir.


COP’lar ve ETS çözüm üretemedi, iklim çöküşte

BM COP iklim konferansları, son 30 yılda havada sıcaklık ve CO2 artışlarını durduramadı. Kyoto Protokolünün imzalandığı 1997’de havada CO2 365 ppm iken günümüzde %17 artışla 427 ppm yükseldi. 1850’e göre ortalama sıcaklık artışı 1997’de 0,8 °C iken %94 artışla 2025’te 1,55 °C ye yükseldi.

 

Paris Protokolü işe yaramadı, 1,5 derece aşıldı

Oysa 10 yıl önce Fransa’da düzenlenen BM COP21’de, Türkiye ile birlikte 195 ülkenin imzaladığı Paris Protokolü, sanayi öncesine göre dünyanın ortalama sıcaklığın 2 °C altında, 1,5 °C tutulmasını hedeflemekteydi. Bununla birlikte sıcaklık kayıtlarının dünyanın her yerinde aynı artmadığı, Türkiye’nin de yer aldığı kuzey yarımkürede ortalama sıcaklık artışının 1,94 °C ile güneyin çok üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır.

 

1 – 2 °C artış ta neymiş, demeyin
Şöyle düşünebiliriz. Hasta olduğumuzda ateşimizin 1 °C bile artması bizi olumsuz etkiler, 1,5 °C artış bizi yatağa düşürmeye yeter. Daha üstü, ciddi sorunlara, ölümlere neden olabilir. Oysa ateşimizin 1,5 derece yükselmesi, 37 °C olan beden sıcaklığının yalnızca ~%4 artış anlamını taşır.

 

Gezegenimiz komada
Dünyanın ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesi 13,5 °C düzeyindeydi. Günümüzde 15 °C üzerine çıktı. Aynı hesaplamayı ile dünyanın ortalama sıcaklığının 1,5 °C artması ~%11 artışa karşılık gelmektedir.  Bu durum, beden sıcaklığımızın %4 artışı bizi yatağa düşürürken gezegenimiz bize göre 2,5 kat fazla sıcaklık artışıyla komaya soktuğumuzu düşünebiliriz. Bunu kapitalizmin enerji açlığını gidermek için yaptık ve yapmayı sürdürüyoruz.

 

İkim konusu bitmedi. İklimdeki bu hızlı değişime anlam veremeyen bir çok insan iklim inkarcılarının yörüngesine giriyor. İnkarcılara rağmen bundan sonra gezegenimde neler olabilir? İklim çöküşü önlenemezse bizi neler bekliyor? İklim çökmeden neler yapabiliriz? İzlemede kalın.

Bu yazı 453 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum